22 Kasım 2012 Perşembe
İletişim...
16 Kasım 2012 Cuma
De-di-ko-du...
Nerden nereye! Bazılarına Allah yürü ya kulum demiş. Peki bunlara ve bunun gibilerine üniversitelerde onca emek bunun için mi veriliyor. O zaman kimse bir şey okumasın. Herkes iş hayatında çalışarak mesleki bilgisini edinsin. Bilmiyorum bu örnekler sadece medyadan tanıdığımız, bildiğimiz insanlar. Bunun dışında bilmediğimiz o kadar çok kişi bitirdiği okulla ilgili mesleğini yapmıyor ya da yapamıyor. Bence çok acı. Sorumlusu kim, kimler bilmiyorum. Sistem mi bozuk, biz mi?
Aşağıdaki bilgilerin çoğunu düzeltmek ya da iptal etmek durumunda kaldım. Çünkü Hürriyet gazetesinden alıntı yapmıştım. Gazetede; bazıları okulu yarım bıraktığı halde onları da bitirmiş gibi mezun göstermiş. Ya da okudukları bölüm yanlış yazmış. Bu yüzden Wikipedia nın yardımıyla bir çoğunu düzeltmek durumunda kaldım. Buradan "Lütfen doğru haber" diyorum...
Bir daha Hürriyetin ipiyle kuyaya inmek mi?
Asla!..
-Nil Karaibrahimgil: Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden,
-Kenan İmirzalıoğlu; Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Bölümünden,
-Haluk Levent; Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği,Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu Bilgisayar Programcılığı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Ankara Üniversitesi Muhasebe bölümünde kısa zamanlar öğrencilik yapmış,
-Gülse Birsel; Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümünden,
-Feridun Düzağaç;Çukurova Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İşletme bölümünden,
-Cüneyt Arkın; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden,
-Cem Yılmaz; Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otel Yönetimi bölümünden,
-Ali Kırca; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Hukuk Fakültesinden,
-Armağan Çağlayan; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden,
-Beyazıt Öztürk; Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik-Heykel Bölümünden,
-Beren Saat; Başkent Üniversitesi İşletme Fakültesinden,
2.Bölüm
-Çelik Erişçi; İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Temel Bilimler Bölümünden,
-Funda Arar; İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarından,
-Mehmet Ali Alabora; İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden,
-Mehmet Ali Erbil; Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümünden,
-Okan Bayülgen; Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarından,
-Okan Yalabık; İstanbul üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden,
-Sarp Apak; Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümünden,
-Sertap Erener; İstanbul Devlet Konservatuarından,
-Şahan Gökbakar; Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümünden,
-Özgü Namal; İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden,
-Uğur Dündar; İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünden,
-Tamer Karadağlı; Bilkent Üniversitesi Sahne ve Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünden,
Yine ünlüleri dibe vurduk, ayıp bize!..
7 Kasım 2012 Çarşamba
Aşk...
1 Kasım 2012 Perşembe
Vakit nakittir!..
7 Eylül 2012 Cuma
Civciv ama patatesli...
20 Temmuz 2012 Cuma
Yaz & yazma...
11 Mayıs 2012 Cuma
Zen-ci bebek...
Yerim seni çikolata bebek, çok şekersin zenci bebek…
Bayılıyorum. Neye mi?.. ABD’ nin Holywood starlarının evlat edinmelerine, özelliklede zenci bebekleri…
Keşke bu özellikleri bizim Türkiye de ki zenginlerimize, sosyetik ünlülerimize, para babası amcalarımıza, teyzelerimize de bulaşsa. Onlarda evlat edinse!..
3 Mayıs 2012 Perşembe
Bebek kokusu
Bebeklik kıyafetlerini, fotoğraflarını, video görüntülerini saklayabilirim. Saklayacağım da!..
Sürekli meşguldüm o kadar sene,
Seninle doyasıya oynayamadım.
Sen beni çağırdın gel oyna diye,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.
Giydirdim, doyurdum, seni kolladım,
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez başımdan savdım.
Yatağına yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen kaçardım.
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.
Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk geçti.
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,
Ona dokunmak için uzandığımda,
Ellerim boş kalır, yüreğim buruk.
Artık hiçbir işim yok, yapayalnızım.
Günler çok uzun, üstelik bomboş.
Keşke isteklerini bir bir yapsaydım.
Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş
::::::::::
Alice CHASE (Dr.Abidin SÖNMEZ tercümesiyle)
25 Nisan 2012 Çarşamba
(-)
20 Nisan 2012 Cuma
Keyiflenme vakti...
17 Nisan 2012 Salı
Şans...


Hayatta emeğinin karşılığını almak ne güzel bir duygu...
Beğenilmek, övgü almak, takdir edilmek...
13 Mart 2012 Salı
Yaşlanmak is-te-mi-yo-rum...


Bende yaşlandığımda; saçlarım öyle senin gibi bembeyaz olduğunda; senin gibi güzel olacak mıyım? Yani senin saçların bembeyaz ve hala çok güzelsin. Yaşlanmanın en önemli belirtisi değil midir; beyaz saçlar, yüzdeki kırışıklıklar...
Seninle konuşuyorum, beni duyuyor musun? Beyaz saçlı bebek!... Ben de yaşlandığımda senin gibi olmak istiyorum tamam mı? Çünkü ben yaşlanmaktan korkuyorum, yaşlanmak istemiyorum. Söyle bana lütfen, bende senin gibi olacak mıyım?
Senin gibi; bembeyaz saçlı ama çok güzel...
12 Mart 2012 Pazartesi
Şaşırıyorum yine!...

Lütfen sizlere nazar değmesin diyorum. "Maaşallah"...
Mutluluğunuz daim olur inşallah...


Arda&Sinem çifti size ne oldu da, ne ara ayrıldınız? Yetişemiyorum valla ayrılan boşanan çiftlere. Ne kadar çok böyle? Çok zor herhalde mutlu olmak. Başka diyecek bir şey bulamıyorum...
Sinem'i beğeniyorum ama Arda ile birbirlerine hiç yakıştıramıyordum onu. Hayırlısı olsun. Sinem daha iyilerine layık bence...

Aslında şimdiden bu konuda bir iddia bile başlatılabilir diye düşünmüyor değilim hani?..

Vay vay vay!..
Nick Lachey de baba oluyormuş. Jessica nın EX eşi. Nick evlendi mi yoksa birlikte mi yaşıyor o bayanla onu bilemiyorum, kaçırmışım.Bir türlü mutluluğu yakalayamıyorlar. Niye olmuyorsa? Olmuyor işte!..



Pakize Suda 26 ocak da yazdığı yazısında Cansu Dere'den bahsetmiş. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Belkide kendince haklıdır. Ama Cansu'nun ağzından duymadan ben yinede inanmam...
1 Mart 2012 Perşembe
Uzun zaman olmuş yaaaaa!..

Bir sene olmuş yazamayalı. Ne kadar da uzun bir süre. Bu kadar zamandan sonra nereden başlanır ki?..
Ne yazılır ki?..
Bilemedim...
Ama takip ettiğim bloglarım var. Her seferinde yazmaya niyetlendiysem de beceremedim. Vakit ayıramadım bir türlü...
Koskoca 1 yıl nasıl geçtin sen öyle, inanamıyorum. Adete bloğuma yazmayışımın "1. yaşını" kutluyorum sanki...
Yinede bugün şu anda bir şeyler mırıldandım kendimce ama, devamı gelir mi?..
Cevap: hiç bilemiyorum...
Keşke gelse!..
Neden yazamadın diye sorarsanız eğer; çooookkkk güzel ve önemli bir olaydan dolayı yazamadım. Sadece bunun hakkında yazsam sayfalar yetmez zaten. Hayatım bir anda inanılmaz değişti...
Yine anlatamadım işte herşeyi...
"Üşengecim" sanırım...
2 Şubat 2011 Çarşamba
Üzgünüm...


Üzgünüm. Bu haber beni çok üzdü...
Tanıdığım, hayatımda olan biri değil ama öyle olması da gerekmiyor zaten. Medyadan, basından, TV den tanıdığım, beni güldüren, komik, hayat dolu, gencecik yeni bir anneydi. Oğlu henüz 2 yaşındaymış. Allah rahmet eylesin, Allah ailesine ve sevdiklerine sabırlar versin. Diyebileceğim başka ne var ki?..
Bir kere daha bugün yine; "Hayatın aslında çok kısa olduğunu, her an öbür dünyaya gidebileceğimizi, aslında ölümün bize her an yakın olduğunu" anladım, düşündüm ve üzüldüm...
13 Ocak 2011 Perşembe
Baykuşlar...


Canım arkadaşım İlkay bloğunda kendi el emeği, göz nuruyla yaptığı yukarıda gördüğünüz fotolardaki 10 adet baykuşu yapacağı çekilişle şanslılara göndermek istiyormuş...
Ben olsam yapar mıydım?..
Ben olsam kıyar mıydım?..
Bilemedim...
Bu kadar güzel, özenle ördüğüm baykuşlarımı sizlere verebilir miydim acaba?..
Neyse, İlkaycım yapmış işte. Onu gönülden tebrik ediyorum. Ne yetenekli arkadaşım var mış da, haberim yokmuş. Eğer çekilişe katılmak isteyenler varsa burayı tıklayıp, katılabilirler...
Herkese ve bana iyi şanslar...
28 Aralık 2010 Salı
2011

Yeni yıla girmeye hazırlandığımız şu son günlerde, bloglarda da yeni yıl ile ilgili yazılar yazılmakta. İstekler, arzular, dilekler, listeler vs…
Aslında istenebilecek en önemli şey “sağlık”, “sevdiklerimizin sağlıklı olması ve hayatta olmaları”. Bence bu kadarı yeterli…
Ama eğer bunlardan sonra başka isteklerin var mı dersen; “neler neler…” diye cevaplarım. Çok şeyler çooookkkkk!..
Yeni yıla girme olayı bende artık fazla heyecan yapmıyor. Ne yapayım heyecanlanamıyorum işte, olmuyor. Eskiden, yaşım daha küçükken daha farklıydı. Sanırım yaşımızla da alakalı bir şey bu. Yaş ilerledikçe kişiye heyecan veren şeyler azalıyor. Keşke azalmasa!..
Ama tabi ki hala heyecanlananlar varsa aranızda onlar için bir şey diyemem. Sadece; “çok güzel, imreniyorum size, devam edin derim” o kadar…
Neyse bloglarda gezinirken sevgili Gizem’in yazısını okudum ve çok hoşuma gitti. Sizde burayı tıklayıp, isterseniz okuyabilirsiniz. İçinden geçenleri olduğu gibi anlatan yazıları okumaya bayılıyorum zaten. Çoğumuz bunu yapamadığımız ya da beceremediğimiz için takdir edilecek bir mesele bence…
Uzun lafın kısası 2011 umarım tüm güzellikleriyle, mutluluklarla gelsin hepimize, gelen gideni aratmasın diyorum…
3 Aralık 2010 Cuma
Şaşırttın beni...

Ünlülerin ya da sosyetenin özel hayatlarından bize ne, bana ne deriz, ya da hep derim…
Merak ediyoruz, TV den görüyoruz, dinliyoruz ve öğreniyoruz. Yapacak bir şey yok!Ünlü oldukları için yaptıkları gizli kapaklı işler eninde sonunda bir gün ortaya çıkıyor. Belki tanınmasalar, ünlü olmasalar asla ortaya çıkmayacak.
Sürekli bir aldatma, bir boşanma olaylarıdır gidiyor. Bir türlü mutlu olamıyorlar. Ya da olmak istemiyorlar. Ben çözemedim...
Bugünlerde ise Acun’un olayı gündemde. Ben de şaşırmadım dersem yalan söylemiş olurum. Acun’dan böyle bir şey gerçekten beklemezdim. “Şaşırtın beni Acun!” diyorum. Kızlarını ise hiç basında görmemiştim. Bugün Hürriyet gazetesinde gördüm ilk defa. Kızları çok şeker ve küçüklermiş daha…
Küçücük çocuklarının olması bile “aldatma” egosunu yenmesine mani olamamış. Tek kelimeyle “Yazık!” diyorum…
İnsanlar evliliklerine güvenip, çocuk yapıyorlar. Ama güvendikleri evlilikleri bir anda yerle bir olabiliyor, tıpkı Acun’un ki gibi. Zaten tek suçlu da Acun da değil bence. Evli ve 2 tane çocuğu olduğunu bile bile onunla 2 yıldır birlikte yaşayan 20 li yaşlardaki o sarışın zengin avcısı kadın da suçlu...
Sonuçta en çok üzülen çocuklar oluyor. Olan onlara oluyor!..
7 Ekim 2010 Perşembe
Başlık yok!..

Üç ay kadar süren aşırı sıcaklardan sonra, bugün tam anlamıyla serinledi hava…
Yağmur yağıyor, gökyüzü karanlık puslu ve gri…
Hasret kaldım bu havalara, bu ürpertici serinliğe…
Bu gün böyle bir havayla karşılaştığım için çok mutluyum…
Eylül ayı bile aşırı sıcak geçti. Neydi bu yıl böyle? Neyin acısını çıkardı ki?..
Artık bitti. Ben de rahatladım. Biraz daha sürseydi dayanamayacaktım bu sıcaklara…
Keşke hafta sonu da bugünkü gibi bir hava olsa da; evimde penceremin önünde oturup, çayımı yudumlarken, dergimi okurken yağmur kokan havayı koklasam, saatlerce pencereden öylece baksam, kendimle baş başa kalsam…
Hiç konuşmadan, sessizce öylece seyretsem sadece. Huzur veriyor bana, böyle havalarda evde olmak…
E tabi keşke bir de yanımda yavru bir pisicik olsa. Tam yukarıdaki fotodaki gibi bir şey. Onu doyasıya mıncıklasam, öpsem!..
Hadi hafta sonu, söyle bana nasıl olacaksın o gün?..
E bir de; "yavru kedi" olacak mı o gün benimle?..
20 Ağustos 2010 Cuma
Yıllar varmış!..
Bir an evvel emekli olmak,
Denizi çok temiz olan bir yerden,
Bir yazlık almak,
Bu yazlıkta 6-7 ay boyunca kalmak,
Sürekli doyasıya denize girmek,
İstediğim saatte uyanmak,
Taze taze balık yemek,
Hiç bir şey düşünmeden,
Stressiz bir yaşam,
Hayal ediyorum,
Bir aydır süren bu aşırı sıcaklar yüzünden,
Sürekli bunları düşünüyor,
Bunları yapmayı hayal ediyorum,
Oysa 15 yılım varmış, bu hayalime kavuşmak için,
Çok muş yaaa!..








