31 Mayıs 2008 Cumartesi

"Fotoğrafın Dili" (3. Çalışma)

Bu kısacık öykümü; Öykü Atölyesi 'nin düzenlemiş olduğu "Fotoğrafın Dili"(3) isimli çalışması için yazdım. İlk öykü denemem, umarım beğenirsiniz...
**********
Bu gün çok yoruldum. Hafta sonu mesai olayı beni mahvetti. Oysa yapılacak o kadar güzel şeyler varken; şu işe gelme olayı da, nereden çıkmıştı ki ? Sinir oldum…
------
Artık yeter! dedim içimden. Çıkıp, gidelim artık şu işyerinden. Neyse ben bunu diyeli yarım saat olmadı; sevgili müdürümüz:
mmç
-Artık bu kadar yeterli. Geldiğiniz için çok teşekkürler. Çok işimiz birikmiş, gördünüz mü? İyi ki, geldik ve hep beraber hallettik. Bu kadar işle hafta içi çalışamazdık dedi. İş yerinden çıkma vakti geldi. Ding dong ! dedi ve hepimiz koyun sürüsü gibi dağıldık, çıktık işyerinden…
tttttttttt
O kadar çok acıkmıştım ki. Bir an önce eve, yemeğe yetişmek istiyordum aslında. Hava da bayağı serinlemişti. Üstüm de inceydi; içim üşüdü, titredim birden. İşe giderken aslında servisimizi kullanıyordum. Ama hafta sonu olduğu için servis falan yoktu. Ben de bunu bildiğim için; işe arabamla gitmiştim. İyi ki de öyle yapmışım. Yoksa soğuktan donacakmışım. Niye üstüme bir şeyler almadıysam? Bu arada otobüs durağında otobüs beklediğimi düşünemiyorum…
oooooooo
Bir an önce arabama bindim, üşümüştüm. Yolda giderken ise; eve gidince yiyeceğim, annemim yaptığı sıcacık kıymalı kabak dolmasının hayalini kuruyordum. Derken birkaç kilometre gitmedim ki; Ayfer’i gördüm, otobüs durağında. Büyük bir ihtimalle otobüs bekliyordu. Uzun zaman olmuştu Ayfer’i görmeyeli. Birbuçuk, belki de iki yıl. Hemen arabayı sağa çekip, dörtlüleri yaktım. Büyük bir heyecenla arabadan indim ve Ayfer’in yanına gittim…
fggggggggggg
-Merhaba Ayfer, ne haber? Dedim gülerek…
**********
Beni gördüğüne çok şaşırmıştı. Aslında pek de sevinmemişti galiba. Havadan sudan kısacık bir iki dakika konuştuk. Ona kendisini eve kadar bırakabileceğimi söyledim. Kabul etmedi, gerek yok dedi. Otobüs şimdi gelir, falan diyerek geçiştirdi. Seni eve ben bırakayım, hava çok soğuk dedim. Zaten ne zamandır da; seninle görüşemedik, çok koptuk ikimiz, hadi gel lütfen dedim…
****
Neyse, sonuçta zorla da olsa geldi. Arabaya bindik. Konuşa konuşa gidiyorduk. Aslında hiç keyfi yoktu. Oysa eskiden o kadar yakındık ki, birbirimize. Ne olduysa işte kopmuştuk birden bire. Ben hep soruyordum, o sadece cevap veriyordu. Uzun zamandır birbirini görmeyen iki dostun ya da arkadaşın sohbetine benzemiyordu bizimkisi. Bana hiçbir şey sormuyordu. Sadece dinliyordu o kadar…
0000000
-Ayfer’in evini bilmiyordum. Çünkü daha önce hiç evine gitmemiştim. Eskiden aynı iş yerindeydik ve yeterince görüşüyorduk. Sadece oturduğu semti biliyordum o kadar. Ya da; bildiğimi zannediyordum...
********
Yolda ilerken; “bana yolu tarif edersen iyi olur, evini bilmiyorum” dedim. O da tarife başladı. Başka yerlere gidiyorduk. Önce tedirgin oldum…
*******
- Sen, Yıldıtepe’de oturmuyor muydun? Dedim. O da: “hayır” dedi.
- Peki nereye gidiyoruz o zaman dedim.
- Sen kullan arabayı, ben tarif edeceğim sana dedi.
*********
Daracık sokaklar, yıkıldı yıkılacak evler, neresiydi burası. Dönüşte yolu bulabilecek miydim? Korkuyordum aslında. Eve de gecikmiştim. Karnım da zil çalıyordu. Neydi bu, nereden görmüştüm Ayfer’i…
------
-Tamam, işte bu sokak. İstersen sen burada dur, girme buraya. Ben artık yürürüm dedi.
------
Yol boyunca ona tek bir soru bile sormayan ben; öylece kalakalmıştım, inanamamıştım. Onun böyle bir yerde yaşadığına, bunu nasıl benden sakladığına, neden paylaşmadığına, neden yalan söylediğine, bir sürü şeye…
--------
-Ayfer dur, dedim.
*******
Ayfer durmadı, arabadan indi ve hızlı hızlı yürümeye başladı. Arkasından bende arabadan indim, koşmaya başladım. Kolundan tutup:
**********
-Dur dedim sana, duymuyor musun, neden bir teşekkür bile etmeden gidiyorsun” dedim.
***
Ayfer cevap vermişti sonunda bana:
********
-Utanıyorum, senden utandığım için, yüzüne bakamadığım için kaçtım dedi. Arkadaşlığımız boyunca bazı şeyleri sakladım senden. Fakirliğimi, evimi, yaşadığım yeri, ailemi. Nasıl olsa işyerinde, dışarıda görüşüyorduk, beraberdik. Bunu saklamam kolay olmuştu senden. Ama sen bir gün evime gelmek, ailemle tanışmak isteyince; işte o zaman senden kopmam gerektiğini anladım. Seni aramamaya, seninle görüşmemeye başladım. Evet işte bu yüzden seni istemedim hayatımda…
********
“Fakirliğimi, yoksulluğumu görme diye, istemedim seni” dedi bana…
********
O an ne diyeceğimi, ne söyleyeceğimi bilemeden; öylece ona, o özlediğim yüzüne, güzel mavi gözlerine bakakaldım. Kilitlendim…
**********
Ayfer, öylece yürüyüp gitti, arkasına bile bakmadan. Giderken de ağlıyordu sanırım. Bense ne olduğunu anlayamamış, bitkin, şaşkın bir vaziyette kalakalmıştım. Ben ki; tam anlamıyla bir “sulu göz” olarak, gözümden tek bir damla yaş bile akmamıştı. Neden ağlayamamıştım, neden ?Sadece; “Ona” öylece arkasından bakakalmıştım…
*******
Belki de; yaşadığı yeri öğrenip, tekrar ona kavuşabilmek için öylece bakakaldım…

13 yorum:

Cocukla Cocuk dedi ki...

çok beğendim. Hiç ilk öykü gibi durmuyor, kalemine sağlık.

Ebruli dedi ki...

:::Çocukla çocuk;
İlk yorum senden geldi. Çok teşekkür ederim, beğenmişsin...

Gerçekten de ilk öykü denemem. Sanırım sadece acemi şansı...

Adsız dedi ki...

Ebru canim gercektende basarili bir ilk deneme olmus devam et oykulerini bekliyorum
emos

Zeynep Zengin dedi ki...

Ebruli,

Öncelikle belirteyim bir eleştirmen değilim, ama iyi bir okuyucuyum. İlk öykü denemesi için harika bir yazı olmuş. Öykünün özelliklerini ( kısa olması, basit olay örgüsü gibi. ) barındırıyor. Öykü anlamlı, yalnız mekanın romana kaçmadan birazcık, birazcık daha tasvir edilmesi gerektiğini hissettim. Ellerine sağlık...

Sevgilerimle

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sevgili Ebruli, bu resmin bana da ilk çağrıştırdığı böyle yerlerde yaşamak zorunda olan insanların da maalesef var olduğuydu... sende öykünde bunu dile getirip bir hatırlatma yapmışsın, eline yüreğine sağlık. Sevgiler.
Dilek

Ebruli dedi ki...

:::Emoşum;
Canım iyi düşüncelerin için çok teşekkür ederim...
:::Zeynepcim;
Güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Haklısın bende aynısını düşündüm. Bir dahaki "fotoğrafın dili" nde dikkat ederim...

Adsız dedi ki...

Canim benim cok guzel bir hikaye olmus.
Bayildim.

Adsız dedi ki...

SEVGİLİ YENGECİĞİM, YAZIN ÇOK GÜZEL OLMUŞ TABİ BAŞLIĞA FOTOĞRAFIN DİLİ YAZMIŞŞIN YA YAZIN İLE ÇOK UYUMLU OLMUŞ



SEVGİLERİMLE YAĞMUR

Ebruli dedi ki...

:::Edacım;
İlk denememdi. Beğendiğine çok sevindim canım. "Öykü Atölyesi" nin yaptığı bir çalışma. Onların sayesinde böyle bir şeyden haberim oldu. Bende birden yazıverdim işte...
:::Yağmurcum;
Canım benim.Çok teşekkür ederim. Yağmurcum; yazının başlığı "Fotoğrafın Dili" değil aslında. Benim öykümün başlığı yok. Bu fotoğrafa baktığımızda; bize ne hissettirdiğini yazmamızı konu alan bir çalışma. Ben de; o fotoğrafa baktım ve o an hissettiklerimle ilgili bir öykü yazdım. Yani anlık bir şeydi. Bu yapılan çalışmanın konu başlığı da; "Fotoğrafın Dili"...

pelincelezzetler dedi ki...

Çok başarılı, yüreğine sağlık..

Ebruli dedi ki...

:::Pelince lezzetler;
Çok teşekkür ederim, beğendiğin ve güzel yorumun için...
Bu güzel yorumlar, bu güzel sözlerden sonra; birazcık şımarabilir miyim?

Ebruli dedi ki...

:::Pelince lezzetler;
Çok teşekkür ederim, beğendiğin ve güzel yorumun için...
Bu güzel yorumlar, bu güzel sözlerden sonra; birazcık şımarabilir miyim?

İLKAY dedi ki...

Ayy canımın içi sen roman yazacaksın yakında yahuu... Ellerine sağlık ne güzel olmuş böyle. En önemlisi gerçek ve sade olmuş çok beğendim. Ancak bakabildim kusura bakma. malum işler güçler yoğun... ANkaraya yola çıkmak üzereyiz. Ama program gayet sıkışık umarım görüşebiliriz.
Öptüm benim taze yazarımı...