6 Ocak 2009 Salı

Sorgu la-ma-lı-mı?..


Hep merak eder, düşünür, kafamda sorgularım bazı şeyleri. Ama bir türlü mantıklı bir çözüm bulamam. Sadece düşündüğümle, kafamı yorduğumla kalırım o kadar. İşte bunlardan bazıları:

~~~Neden minibüs, otobüs, taksi şoförleri hep aynı tarz müziği dinlerler? Neden türkçe ya da yabancı pop müzik, sanat müziği, klasik müzik falan dinlemezler. İlle de arabesk, ille de türkü dinlerler?

Şoför olmadan önce acaba bir kuruluşta eğitim alıyorlar da orada mı öğretiliyor; “İllaki bu türde müzik dinleyeceksiniz. Yoksa şoför olamazsınız” diye!..

~~~TV’de yayınlanan hayvanlar alemiyle ilgili belgeselleri izlediğimde; hep aynı şeyi sorgular dururum. Hem de hiç bıkmadan, usanmadan. Doğanın, tabiatın kanunu; hep et yiyenin ot yiyeni öldürmesi midir? Ben bunu iğrenç buluyorum. Neden bu ot yiyen güçlü kuvvetli hayvanlarımız bir araya gelip de; şu et yiyenleri kafasındaki güçlü boynuzlarıyla döverek, parçalamazlar? Neden hep boyun eğip, canlı canlı yok edilmeyi, yenmeyi kabullenirler. Neden akıllarının bir köşesinden; şu birkaç tane kaplan bize saldırmadan biz onlara saldırıp, onları güçlü ayaklarımızla yok edelim demezler?

Beyinleri otomatik olarak; yenilgiyi ta baştan kabullenmeye programlı sanırım. Keşke öyle olmasaydı?..

~~~Dünya ilk var olduğunda ilk insanlar olarak “Adem ve Havva” var olduysa diye başlamak istiyorum konuya. Bilindiği üzere dünyada bir çok ırk mevcut. Sarı ırk(çekik göz), beyaz ırk(karma ırk sarışın,esmer,kızıl) zenci ırk(Arap, Hintli, Afrikalı, ABD vs), kızılderili ırk vb. bir sürü değişik ırklar mevcut. Bu durumda bu ırkların her birinden bir çift Adem&Havva olması gerekmez miydi? Bu kadar birbirinden acayip derecede farklı ırklar sadece bir adet “Adem ve Havva” dan çoğalmadı herhalde?

Ama din kitaplarında sadece birer tane “Adem ve Havva” olduğu söyleniyor. Havva diyelim ki zenciydi. Adem de beyaz ırktan biriydi. Peki bu çekik gözlü dediğimiz sarı ırk, beyaz ırk olan ve aşırı derecede sarışın olan ve diğer ırklar nasıl oluştu? Olsa olsa Adem ve Havva’dan melez ırk oluşurdu…

~~~Acaba o sonsuz boşluğun içinde bizimki gibi başka bir dünya var da bizim onlardan, onların da bizden mi haberi yok. Nedense bana hep varmış gibi geliyor…

~~~Eğer insanoğlu; sessizce, içinden, kendi kendine düşünmeyi beceremeseydi; ne mi olurdu? Otobüste, trende ya da uçakta yolculuk yaparken herkesin aynı anda sesli düşündüğünü varsayarsak; ortaya çıkan gürültüden dolayı kafayı yerdik herhalde…

~~~Süt dişlerimizin çıkıp, yerine yeni dişlerimizin çıkması sanırım on yaşımızda falan tamamlanmış oluyor. Yani artık yeniden çıkması mümkün olmayan dişlerimizle yaşamaya başlamış oluyoruz. Ama bu yaşlardayken çoğumuz dişlerimize iyi bakamıyoruz ve çürüyorlar. Bu nedenle çoğumuz dişlerimizi erken yaşlarda kaybediyoruz. Mantıklı düşünecek olursak; bir insanın ömrünün ortalama 60-65 yaş olarak düşündüğümüzde; 50-55 yıl boyunca bu dişler bizle beraber yaşayacaklar. Çürüyüp, çekildiklerinde asla yerine yenisi gelmeyecek…

Düşününce keşke süt dişlerimiz daha geç bir yaşta dökülseydi. Ve hayatımızın herhangi bir yaşında dişlerimizin yenileri çıksaydı. Ne olacak ki; sırayla dökülüp, sırayla çıkarlardı. Böylece insanlar “takma diş” diye bir şeyi kullanmak zorunda kalmazlardı…

~~~Ne olurdu sanki köpekler ve kediler de; papağanlar gibi konuşabilselerdi. Sonuçta insanoğluna en yakın hayvanlar kediler ve köpekler. Benimle konuşabilen bir kedim olmasını; ne kadar çok isterdim anlatamam. Kim bilir acaba bana neler anlatır, benden neler isterdi? Düşüncesi, hayali bile heyecan verici…

~~~Keşke her insan dünyaya geldiğinde belirli bir yaşa kadar kesin yaşayacak, kesinlikle ölmeyecek şekilde gelseydi. Belirlenen o ölüm yaşı gelip çattığında ise; her an ölebileceğini bilerek yaşasaydı. Aynı şu an bizim durumumuzda olduğu gibi. Biz insanlar bu dünyada ölümlüyüz ve her an ölebiliriz ve bunu bilerek yaşıyoruz. Ne yazık ki, böyle bir gerçek var…

Ama insan eğer dünyaya geliyorsa; belirli bir yaşa kadar hiç ölmeden yaşamalı bence. Bu ölümsüzlüğün yaşı kaç olmalı? Kesinlikle çok zor bir soru oldu bu...

Baktım şöyle bir yazdıklarıma; "ve bu yazı yine uzadıkça uzayacak" dedim içimden. Hemen kesip, bitirmeye karar verdim. Bu kadar kafa ütüleme yeter bence. Ben bile yazdıklarımı okurken yoruldum…

~~~Kısa yaz diyorum sana Ebruli. Kı-sa-cık yaz! Bir türlü beceremiyorsun şu işi. Hep uzattıkça uzatıyorsun yazılarını. Seni okurken içimi bayıyorsun inan!..
.........
***Fotoğraf alıntıdır. Yanlış hatırlamıyorsam ödüllü bir fotoğraf. Ve benim çok beğendiklerimin arasında...

21 yorum:

özii dedi ki...

*Öncelikle yazılarının uzunluğu beni baymıyor. Zevkle okuyorum. Yazmaya bak , rahat ol bence:)

*Bu soruların çoğunu bende düşünürüm , bazen de ne kadar gereksiz şeylere yoruyoruz şu beynimizi diye üzülürüm ama düşünüyor işte , söküp atamazsın ki. Hiç bir şey düşünmemekten iyidir. Yaşadığımızın bir göstergesi , varsın düşünsün :))

İLKAY dedi ki...

Aman canım niye kısa kesmişsin gayet sürükleyici ve ilginç bir yazı olmuş bence bu sorgulamalı işi devam etmeli... Aklına sağlık:)))

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

bazen o kadar doluyoruzki kısacık yazmak yeterli olmuyor...

Ebruli dedi ki...

:::Sevgili Ozlem;
Yorumun icin, beni zevkle okudugun icin cok tesekkur ederim. Simarttin beni bu sabah!..
:::ilkaycigim;
Devam etseydim; daha neler vardi da. Fazla elestiri alirdim inan...
:::icimden geldigi gibi;
Blog dunyasi cok genis. Cok fazla okunacak insan var. O yuzden birilerinin de hakkini yemiyerek, kisa yazma konusunda inatciyim galiba. "Kisa ve oz" yazmayi, roman yazarmis gibi uzatmamayi hedefliyorum...

Sagır Kedi dedi ki...

*Arabesk ve İsmail Yk dılında başka tür müzik dinleyen bir soför'e rastlamadım.Bayıyor bunlar..Bana sorarsan o soförlere Mozart,Bethoween falan kapı gıcırtısı gibi gelir kulaklarına:((
*Hah bende bu kafa karıştırıcı durumları anlamıyorum.Sonunda çözdüm doğanın kanunu şöyle özetleyebilirim:"Yaşamak için öldürmek lazım.."Üzücü ama gerçek..Ha ot yiyenin üstünlüğü ha et yiyenin üstünlüğü diye bir şey olmamalı..
*Adem ve Havva hakkında herkes kendi kafasıyla hikayeler anlatıyor.En doğrusu allah'ın işine karışmamak..
*Bana da varmış gibi geliyor.
*Oyy sağırım işitmem ama dandik dundik sesler beni delirtirdi.
*Haklısın valla diş ağrıları rezalet...
*Evet ya ne olurdu sanki..O zaman dilleri olurdu dertlerini anltırlardı.Hayvan itlafı diye bir şey olmazdı..Ahh keşke olsaydı..
*Cevap veremeyeceğim zor bir soru oldu valla:))Bize hayatımızı dolu dolu yaşamak düşüyor yarın bir gün ölmeyeceğimiz ne malum..Gene de allah korusun.
İlahi Ebruli:)))Sende uzun yazdın bende uzun cevap verdim kusura bakmasan ilk defa bu kadar uzun cevap veriyorum:)))

pel!n dedi ki...

Ebrucum hepsini inatla okudum:)) İnan çoğu zaman aynı şeyleri kafamıza takıyoruz,bende kendimde bir tuhaflık var diye düşünüyordum..Demek ki hepimizde aynıyız:))
Yüreğine sağlık...

Bende fotoğrafa bayıldım ...Tekrar tekrar geir bakarım artık...

GİZEM ŞIVKA PİDECİ dedi ki...

Ebruli, hep et yiyenin ot yiyeni yediigni dusunmemitim.
bu yazdiklarinin eminim bir aciklamasi vardir. Dis konusunda bir teorim var ama uzun hikaye.
bu arada benim ve ablamin bir-iki disi iki kere dusup cikti o kucuk yaslarda.

Ebruli dedi ki...

:::Sagir kedi;
Aslinda kisaca; dunyadaki butun hayvanlar ot yeseydi birbirlerini oldurmek zorunda kalmayacaklardi. Bunu anlatmak istemistim.
Ayrica tek tek cevap yazmana da cok sevindim. Cok tesekkurler...
:::Pelincigim;
Sen de bendensin desene. Fotoyu begenmene sevindim...
:::Gizem;
Dis teorini merak ettim desem!..

Adsız dedi ki...

Ebrusum,
yazdiklarina bayildim.
Cogu seyleri unutmustumda sen yeniden aklima getirdin!
Bazen öyle seyler varki ; yada yasaniyorki; insan bir türlü bunlara cevap bulamiyor.Simdiye kadar evrenin ve dünyanin olusuna bircok teori cikardilar.Hatta insanlarin ,maymunlardan geldigini söylediler ve bunada inanan bir cok insan var. Ama bu irklarin nasil meydana geldigini kimse arastirmadi!!
Cok ince düsünceli oldugunu yeniden kanitladin! Bence bazi seyleri oldugu gibi kabul edip fazla kafa yormamali!

Gülay´in

zynep dedi ki...

ebruli, süper yazmışsın devam;)
özellikle ölümsüzlüğün yaşı kaç olmalıyı bazen bende düşünüyorum ama karar veremiyorum :)

Ebruli dedi ki...

:::Gulayim;
Dunyadaki cesit cesit irklarin nereden geldigini arastiran maalesef ki yok herhalde. Adem ve Havva'dan geldik diye gecistiriyorlar o kadar...
:::Zeynep;
Oncelikle hosgeldin bloguma. Yazimi begendigin icin cok tesekkurler.
"Olumsuzlugun yasi kac olmali?" sorusu gercekten de zor bir soru oldu...

Cocukla Cocuk dedi ki...

yabancı muzik dinleyen bir minibüs şoförü gorsem - vay özenti derdim içimden sanırım cok özdeşleşmişler dinledikleri müzikle
belgeselleri izlerken, diyelim bir aslan geyigi yakaladı çekim yapanların neden olaya mudahale etmediklerini dusunurdum hep,

keşke gerçek dişlerimiz gibi kıymetini sonradan anlayabileceğimiz bir çok şeye daha geç sahip olsaydık

köpekler konussa iyi olurdu hakkaten:)
sevgiler

Cocukla Cocuk dedi ki...

yabancı muzik dinleyen bir minibüs şoförü gorsem - vay özenti derdim içimden sanırım cok özdeşleşmişler dinledikleri müzikle
belgeselleri izlerken, diyelim bir aslan geyigi yakaladı çekim yapanların neden olaya mudahale etmediklerini dusunurdum hep,

keşke gerçek dişlerimiz gibi kıymetini sonradan anlayabileceğimiz bir çok şeye daha geç sahip olsaydık

köpekler konussa iyi olurdu hakkaten:)
sevgiler

Zeynep Z dedi ki...

Ebrucuğum,

Bende bugünlerde o kadar çok şey sorguluyorum ki ne olacak halim merak ediyorum :)

Sevgilerimle

Ebruli dedi ki...

:::Cocukla cocuk;
Demek ki; hayattaki bir seyleri sorguluyoruz. Oyle ya da boyle...
:::Zeynepcigim;
Sen neleri sorguluyorsun bakalim. Acaba benim dusundugum seyi olabilir mi? Aslinda bu dusuncenle ilgili bir yazi yazip, bizimle paylassan ne guzel olurdu...

nilly dedi ki...

Bu maddelerin bircogunu ve daha fazlasini bende dusunup duruyorum. Hatta gecen 2 hafta boyunca aelimde atlas, kafamda uzay vardi :)

Sanirim herkes zaman zaman bu tur dusuncelere daliyor. Aslinda kendimizi yanliz zannediyorduk fakat kuresellesme, blog falan filan derken anladikki atiyorum Ankara'da biri veya Yeni Zelanda'daki adamda ub tur seyler dusunuyormus megerse..

sevil dedi ki...

Sevgili iş ve servis arkadaşım çok güzel bir blog hazırlamışsın, zamanı bu kadar hızlı ve anlamlı geçireceğim güzel bir blog olmuş ama arada koyduğun o muzlu kek ve kreplerden sonra şu an acayip açlık hissediyorum :( Benim, yüreğini bir o kadar temiz ve güzel arkadaşım emeğine sağlık, seni çok ama çok seviyorum...pazartesi sabah uykulu , akşam da yemek ve tatlı eşliğinde sürecek bol kahkahalı servis yolculuklarında görüşmek üzere... sevgiyle kal...Sevil

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Ebruli dedi ki...

:::Sevilim;
Ben de seni çok seviyorum. Güzel yorumun için sana çok teşekkür ediyorum...

Adsız dedi ki...

Lovely Sister Betül dedi ki;

Bu konuşmalar hiç yabancı değil aynı evde yaşamış olduğumuzdan olsa gerek bu anlatılanların hepsini daha önce duydum ve biliyorum : ) Benim de bu sorulara verdiğim cevaplar hep aynı olurdu ve halen de değişmedi.

Evet hayvanların birbirini yemesi kabul edilebilir gibi değil bir vahşet! Ama bütün hayvanlar ot yeseydi dünyada yeşillik kalmazdı. Bu hayvanlar gittikçe çoğalırdı belki de biz onları öldürüp yemeye başlardık ya da derilerini falan kullanmak için zarar verirdik.

Ölüm yaşına ve saatine gelince böyle bir sınırlamayı aslında kimse istemez ve bu uygun olmazdı. Herkes her günahı işler, ölüme yaklaşınca, kalan son senede namaz kılmaya başlardı. Hayat bir klişeden ibaret olurdu. Ne bileyim 90 yaşında öleceğimizi bilsek doktora kontrole gitmezdik Tıpın bir kanadı kırık olurdu). Ölüm yok diye arabayla 200 basardık yollarda..sonra sakat kalanlar falan.. ondan sonra 90 yaşına kadar yatağa ya da sandalyeye bağımlı yaşa bakalım...

Allah'ın herşeyin en iyisini bildiğini kabul etmeliyiz. Hayat kolay değil tabiki, her an her şey olabileceği korkusu bile insana yetiyor. Ama rahat olmayı da bilmek lazım. Herşeyi kontrolümüz altında tutamayız çünkü. Herşey olacağına varıyor ve pencereden izler gibi izlemek düşüyor bize bazen. Bunda da bizim bir suçumuz yok. İnsanı insan yapan da bütün bunlara katlanabilme gücü bence.

Neyse bu kadar felsefe yeter. Bu arada sana laf yetiştireceğim diye ocaktaki çorbayı yaktım : ( geçmiş olsun.

Adsız dedi ki...

Lovely Sister Betül dedi ki;

Bu konuşmalar hiç yabancı değil aynı evde yaşamış olduğumuzdan olsa gerek bu anlatılanların hepsini daha önce duydum ve biliyorum : ) Benim de bu sorulara verdiğim cevaplar hep aynı olurdu ve halen de değişmedi.

Evet hayvanların birbirini yemesi kabul edilebilir gibi değil bir vahşet! Ama bütün hayvanlar ot yeseydi dünyada yeşillik kalmazdı. Bu hayvanlar gittikçe çoğalırdı belki de biz onları öldürüp yemeye başlardık ya da derilerini falan kullanmak için zarar verirdik.

Ölüm yaşına ve saatine gelince böyle bir sınırlamayı aslında kimse istemez ve bu uygun olmazdı. Herkes her günahı işler, ölüme yaklaşınca, kalan son senede namaz kılmaya başlardı. Hayat bir klişeden ibaret olurdu. Ne bileyim 90 yaşında öleceğimizi bilsek doktora kontrole gitmezdik Tıpın bir kanadı kırık olurdu). Ölüm yok diye arabayla 200 basardık yollarda..sonra sakat kalanlar falan.. ondan sonra 90 yaşına kadar yatağa ya da sandalyeye bağımlı yaşa bakalım...

Allah'ın herşeyin en iyisini bildiğini kabul etmeliyiz. Hayat kolay değil tabiki, her an her şey olabileceği korkusu bile insana yetiyor. Ama rahat olmayı da bilmek lazım. Herşeyi kontrolümüz altında tutamayız çünkü. Herşey olacağına varıyor ve pencereden izler gibi izlemek düşüyor bize bazen. Bunda da bizim bir suçumuz yok. İnsanı insan yapan da bütün bunlara katlanabilme gücü bence.

Neyse bu kadar felsefe yeter. Bu arada sana laf yetiştireceğim diye ocaktaki çorbayı yaktım : ( geçmiş olsun.